BİZ KİMİZ?

NTEMLERİMİZ

BRENNAN HEALING SCIENCE (BRENNAN ŞİFA BİLİMİ)

Brennan Healing Science, Barbara Brennan tarafından geliştirilmiş kuvvetli ve detaylı bir tamamlayıcı tıp yaklaşımıdır. Aynı zamanda fizikçi ve Nasa’da görev almış bir bilim adamı olan Barbara Brennan kendi geliştirdiği teknikleri 1982’den bu yana kendi kurdugu okullarında öğretmekte ve geliştirmektedir. İlk iki kitabı Işığın Elleri ile Işığın Doğuşu enerji çalışmaları konusunda klasik sayılabilir. 

Brennan Şifa Bilimi kişinin spiritüel, duygusal, düşünsel ve fiziksel hayat tecrübesini derinleştiren bir yaklaşımdır. Kişisel gelişim sürecimizi destekleyerek kalıcı değişimleri amaçlar. Enerji tıkanıklıkları ile bize sıkıntı veren sağlıksız kalıplarımızı farketmemize ve dengeye varmamıza yardımcı olur. Brennan Danışmanları dört senelik eğitimleri boyunca etik ve insani değerlere önem verme konusunda da eğitilirler.

Seanslar teke tek yürütülür. Ayakta veya yatarak uygulanabilir. Kişi kıyafetleri ile bir masaj masasına yatar ve danışman elleri ile Brennan teknikleri doğrultusunda fizik ve ruhsal bedenlere enerji verir. Bu bedenlerin içsel öz dengelerine dönmeleri amaçlanır. Bloklar enerjisel bedenlerden temizlenir. Bazen bu daha detaylı bir içsel araştırma gerektirebilir ve danışman ile beraberce sorgulanır.  Brennan Şifa Bilimi aynı zamanda telefon ile veya uzaktan şifa verme yöntemiyle de uygulanır. 

Brennan Şifa Bilimi değişik hastalıklar ve rahatsızlıklar yaşayan ve yaşamış olanlara yardımcı olabilir, tedavi süreçlerini kısaltabilir, hızlandırabilir ve destekleyebilir.

•   Infertilite (Kısırlık)

•   Ameliyat (eveli veya sonrası)

•   Ağrılar

•   Depresyon/Anksiyete

•   İlişkiler

•   Yas

•   Hedeflerinize ulaşmak

•   Stress yönetimi

•   Kalp rahatsızlıkları

•   Diabet

•   Sırt problemleri

•   Fibromialji

•   Kronik rahatsızlıklar

•   Irsi rahatsızlıklar

•   MS (multiple sclerosis)

•   Kanser

 

GESTALT TERAPİ

Gestalt psikolojisi 20. yüzyılın ilk yıllarında Avrupa ve Almanya'da gelişen ve etkilerini günümüzde de sürdüren önemli psikoloji akımlarından biridir. Parça parça veya ayrı ayrı birimlerin birleşip anlamlı bir şekil kazanmasına Gestalt denir. 

Gestalt, Türkçe'de 'herkesin kendine özgü olarak bütünü algılaması ve bu algılamasının onun için olan anlamı' demektir.

Gestalt Terapisi öncelikle bir felsefedir, yaşama bakış ve yaşamı anlayış şeklidir. Bu anlayışa göre de insanlar evrenin kendisiyle bir harmoni oluşturmaya çalışmaktadır.

Gestalt kuramında birey merkeze alınmakla beraber çevresi ile olan etkileşimi de holistik (bütüncül) bir şekilde ele alınmaktadır. 

Gestalt yaklaşımına göre; 

• Her birey kendi çevresinin bir parçasıdır ve onu çevresinden ayrı olarak anlayamayız. 

• Her birey beden, duygular, düşünceler, hisler ve algılamalardan oluşan bir bütündür ve bunlar birbirleriyle ilişkili olarak işlevsellik kazanır. 

• Her birey çevreye yalnızca tepkide bulunmaz, aynı zamanda çevresini etkiler de. Çevreyle temasında yaşadıklarının hem nedeni hem de sonucudur. 

• Her birey kendi duyumlarının, düşüncelerinin, duygularının ve algılamalarının farkında olma kapasitesine sahiptir. 

• Her birey kendisinin farkında olabildiği için, seçim yapma kapasitesine de sahiptir ve bu nedenle de kendi davranışından kendisi sorumludur. 

• Her birey ancak içinde bulunduğu AN 'da yaşayabilir. Geçmiş ve gelecek de, yalnızca ŞU AN 'da  yaşanabilir. Geçmiş ŞU AN 'da hatırlanarak, gelecek ise ŞU AN 'da sonra olacaklar tahmin edilerek yine ŞU AN' da yaşanır. 
 

GESTALT  TERAPİSİNİN AMACI 

Gestalt Terapisinin amacı, kişinin  o anda geçerli olan deneyimini açık olarak algılayarak farkındalığını arttırmak ve ne yaptığı, nasıl yaptığının farkındalığını kazanmasıdır. Terapinin her aşamasındaki farkındalık; çevreyi bilme, seçim yapmanın sorumluluğunu alma, kendini bilme ve kendini kabul etme ve temas becerisidir.

 

ACMOS

Acmos Metodu, Dr. René Naccachian tarafından, SBJ International Technical and Scientific Research Center ( SBJ Uluslararası Teknik ve Bilimsel Araştırma Merkezi ) bünyesinde Paris, Fransa 'da geliştirilmiştir. Otuz yıllık araştırma ve deneylerin sonucunda Dr. René Naccachian, Doğal ' titreşimsel' bilim ile Doğu Tıbbı arasında paralel bir bağ bulmuştur. Uzakdoğu enerjetik tıbbı ve kuantum fiziği temeline dayanan bu metod, bilimsel aletler kullanılarak vücuttaki alanların ve enerji devrelerinin ölçülmesi ve düzenlenmesidir.

Acmos yöntemi, sağlık tedavisinde devrimsel bir yaklaşımdır. Metodun amacı, vücudun global enerji dengesini sağlamaktır. Aynı zamanda yiyecek, ilaç ve çevresel etkilerin beden ve enerji alanı üzerindeki uyumluluğunu da analiz etmektedir. Acmos'a göre insan sağlığına ait tüm etkenler bir bütün olarak ele alınır ve seans sırasında kişi tüm vücut taramasından geçirilir. Aynı zamanda kişinin maruz kalabileceği iç ve dış saldırılar ( virüs, radyasyon, cep telefonları...) da analiz edilmektedir. Kullanılan ilaçların, yenilen gıdaların ve yaşanılan çevrenin kişi üzerindeki uyumu araştırılmaktadır.

Acmos Metodunun amacı vücudun global enerji dengesini sağlayarak bağışıklık sistemini güçlendirmektir. Böylelikle vücudun kendini iyileştirme kapasitesi artırılmakta ve problemlerin organik boyuta taşınması engellenmektedir. Vücut genel bir taramadan geçirilmekte ve enerji tıkanıklıkları ölçülmektedir. Metot sayesinde enerji tıkanıklıkları giderilerek, bağışıklık sistemi eskisinden daha kuvvetli olur ve kişi daha sağlıklı yaşar.

Acmos Metodunun Amacı

ACMOS metodunun amacı, vücudun sahip olduğu olağanüstü bir özellik olan kendi kendini dengeleyebilme kapasitesini tekrar kazanması için -ki bu ilk Acmos uygulamasından itibaren gerçekleşir- enerji meridyenlerini dengeleyebilmesini ve uyumlanmasını sağlamaktır. Bu, ciddi bir araştırma protokolü, uzun seneler yapılan araştırmalar sonucunda geliştirilmiş aletlerle yapılır. Bu çalışmalara dünyanın dört köşesinden doktorlar ve uzmanlar da katılmaktadır.

ACMOS Metodu ayrıca kullanılan ilaçların dozajının ve miktarlarının beden ile uyumluluğunu da denetler. Bu anlamda, sağlık sektöründe çalışan uzmanlara büyük bir yardım sağlamakla beraber teşhislerini destekler. Aynı zamanda, tedavinin kesinliliği ve kişi ile uyumluluğu konusunda da değerli bir uygulama yöntemidir.

Beden; stres veya çevresel bir saldırıya maruz kaldıktan sonra kaybetmiş olduğu dengesini, enerji meridyenlerini ve akupunktur noktalarını kullanarak tekrar oluşturmaya çalışır. Akupunktur noktaları şalter ya da sigorta vazifesi görür ve denge bozulduğunda birbiri ardına atmaya başlar. Bunun sonucunda her seviyede, işlevde, organda veya bölgede, kısa sürede global denge tekrar sağlanamazsa patolojik olarak hasarlar oluşur.

Vücudun dengesini ve enerji alanlarının simetrisini korumak için aktive ettiği veya durdurduğu sigortalara müdahale etmemek son derece önemlidir. Bunun yanı sıra vücudun artık tek başına idare edemediği sigortaların işlevlerini tekrar yerine getirmek mümkündür. İşte bu global enerji dengesini sağlamak ACMOS metodunun amacıdır.

ACMOS Metodu Nasıl işler?

Beden enerji meridyenleri ile donanmıştır ve bu hatlar organların, sistemlerin öz enerjilerini sağlar. İnsanoğlu hayatının iç ve dış kaynaklı faktörleriyle (sindirim, hastalık, duygusallık, sosyal, profesyonel ve çevreden gelen stres gibi) başa çıkabilmek için, Çin tıbbında kullanılan akupunktur noktaları ve meridyen olarak adlandırdıkları vücuttaki enerji ağını yani sigortalarını devamlı olarak açar ve kapatır. Fakat vücudun başa çıkabileceğinden fazla iç ve dış problem oluştuğunda, vücut zayıf olduğu bölgelerdeki kontrolünü yitirir.

Daha sonra problemin daha derin ve hassas bölgelere ulaşmasını engellemek için, ikinci bir koruma barajının arkasına sığınır; bu da vitamin ve minerallerini kaybetmesi anlamına gelir. Bu durumda vücut kendini fiziksel ve psikolojik enerji bozukluklarıyla karşı karşıya bulur.

Birçok bölgedeki kontrolünü kaybeden vücut artık kendi kendini düzgün olarak organize edemez. Acmos Metodu, sentripetal (içe yönelik) ve sentrifugal (dışa yönelik) düzeydeki enerji bozukluklarını tespit eder. Enerji rezervlerini ve hatlarını düzenleyerek vücudun kendi kendini dengeleme ve düzenleme kapasitesini arttırır. Acmos protokolü sayesinde öncelikle tekrar yerine konulması gereken maddeler bulunur, daha sonrada bloke olmuş akupunktur noktaları aktif hale getirilerek global enerji dengesi sağlanır. Yapılan bir seri test ve teknikle bloke olmuş organların ve sistemlerin yeniden çalışması sağlanır, besin ve ilaçlarla olan uyumları sağlanır, ilaçların yan etkisi en az düzeye indirilir.

ACMOS Metodunun Uygulamaları

ACMOS metodunun ciddi ölçüm ve enerji dengeleme protokolü birçok uzman doktor, sağlık görevlisi tarafından olduğu gibi, çevre ve konut uzmanları ve şirketlerde stres idaresi hakkında görevli kişilerce (sürekli bir eğitim ile) uygulanır. Şayet vücut devamlı ve uzun dönemler boyunca sistematik saldırılara maruz kalıyorsa, hiçbir tedavi yöntemi etkili olamaz ve hiçbir kalıcı iyileşme sağlanamaz.

ACMOS metodu birinci enerji kontrolünden itibaren bu tür muhtemel saldırıları tespit edebilir. Basit ve etkili önlemler Araştırma Merkezimiz tarafından, gerek jeobiolojik (Hartmann devresi, fay hatları, su akıntısı...) gerekse bilgisayarlar, mikrodalga fırınlar, televizyonlardan yansıyan radyasyonlar gibi çevresel saldırılara karşı geliştirilmiştir.

FİZİKSEL STRESİN SEBEBİ ELEKTROSMOG

Paris'te bulunan Acmos SBJ Uluslararası Araştırma Merkezi tarafından, Elektrosmog'a karşı korunmak için Acmosmog sistemi geliştirilmiştir. Yüksek frekans dalgaları, radarlar, mikrodalga fırınlar, cep telefonları ve serbestçe dolaşan dalgalar tarafından yayılabilirler. Bu dalgalar vücutta, uzun vadede kronikleşebilecek ısı bozukluklarına, kulak çınlamasına, uykusuzluğa, baş ağrısına, yorgunluk ve halsizliğe, beyinde oluşabilecek tümörlere ve dolayısıyla metabolizmanın zayıflamasına sebep olabilirler.

Bu yüksek frekansların yayıldığı alanlarda bulunanlar, strese bağlı sorunlar yaşayabilirler, vücutlarının enerji dengesi bozulabilir. Maruz kalınan frekans, beynin algılaması gereken frekans olmadığı için, vücut sistemi kendisini korumaya çalışır ve bu yüzden çeşitli semptomlara sebebiyet verir. Vücudun koruma sistemi, sürekli baskı altında olduğu için, her geçen gün daha fazla zayıflar.

Beyin tarafından yanlış algılanan frekanslar, bilinç altında gizlenmiş olan eski travmatik olayları gün yüzüne çıkarabilir. Acmos bunları iki alana ayırmaktadır:

a) Kalıtsal olarak (anneden, büyükanneden, büyükbabadan geçerek) bilinç altına saklanmış, savaş deneyimleri, doğal afetler, vb. gibi olaylar

b) Doğumdan günümüze kadar şahsen yaşadığımız ve hücrelerimize kaydedilmiş diğer ve çeşitli olaylar yanlış algılanan bu frekanslar tarafından travmatik bir şekilde etkin hale getirilebilirler.

Meridyen ölçümler sayesinde, vücut sistemimizin bozulmasına sebep olan negatif enerjileri bulabiliriz. En uygun yöntemi gerçekleştirmek için, Acmos, hücrelerdeki moleküllerin titreşim frekanslarını doğal hallerine getirir.

ACMOsmog çözümleri:

• Her elektronik cihazın (cep telefonu, bilgisayar, vs.), kendine özgü bir işlemcisi vardır. Bu yüzden her elektronik cihaz farklı oranlarda radyasyon yaymaktadır.

• Her insan, yayılan yüksek frekanslara değişik tepkiler verir.

ACMOsmog ölçümleri ile, vücudun hangi bölümünün zayıf düştüğünü tespit etmek mümkündür. Bunun için ilk önce elde cep telefonu tutularak dijital ölçüm yapılır. Bu sayede, kişiye özel doğal element tespit edilerek, kullanılan cihaza yapıştırılır.
 

AİLE KONSTELASYONU

Aile Dizilimi ya da Konstelasyonu adı verilen yöntem, hem psikolojik hem de enerjetik bir çalışma yöntemidir. Günümüzden 20 yıl kadar önce Alman Psikolog Bert Hellinger tarafından ortaya konmuştur.

Psikanaliz, psikodrama ve başkaca psikolojik teknikleri kullanarak insanlara yardımcı olmaya çalışan Hellinger, Amerika'da tanıştığı Virgina Sater'ın kullandığı bu yöntemi daha sonra misyoner olarak Afrika'da uzunca bir süre vakit geçirdiği yerli halkın kullandığı bir tür enerjetik terapi tekniği ile gösterdiği benzerliklerin ne denli güçlü olduğunu ayrımsadıktan sonra, elde ettiği bilgileri kendi bilimsel metotlarına eklemiş ve bugün kullanılan “Aile Sergisi” adını verdiği yöntemi geliştirmiştir.

Aile Dizilimi yöntemi bugün dünyanın pek çok ülkesinde başarı ile uygulanmakta ve olumlu sonuçları deneyimlenmektedir.

Günümüzün en sık rastlanılan ve çözümü en zor görünen sorunlarından biri kişinin kendisini bütünden kopuk ve ayrı, yalnız olduğu duygusudur. Bu duygu ailemiz, soyumuz ve hatta ülkemiz kaynaklı olabilir. Ebeveynlerimizden, başka bir aile üyemizden veya kendi milletimizden ayrı hissedebiliriz. Bu ayrılık duygusu oldukça acı vericidir ve hayattan aldığımız zevki, iç huzurumuzu ve gönül hoşluğumuzu bozabilir. Bu acı dolu boşluğu çok değişik yollarda doldurmaya ve kapatmaya çalışırız, kimi zaman alkol, sigara vb. zararlılar, kimi zaman da müzik dinlemek, yabancı dil öğrenmek, seyahat etmek tercihimiz olabilir. Ancak tüm bu uğraşların etkisi geçici olacaktır. Her seferinde dönüp dolaşıp aynı acıyı tekrarlayacak olaylarla karşılaşır, her seferinde aynı acıyı daha fazla hissedecek şekilde yaşarız. Ve sonuçta hep aynı şeyi hissederiz: mutsuz ve hüsrana uğramış.

Aile Dizilimi’nin yardımı ile hayatınızda sizden daha büyük bir şeyin sizi sarıp sarmaladığını deneyimlemeyi öğreneceksiniz. Ancak bunu hissedebilmek için öncelikle biyolojik köklerimiz ve kendi aile sistemimizdeki doğal yer ile temas etmemiz gerekir. Bu dünyaya ebeveynimiz yolu ile geliyoruz, dolayısıyla onlarla olan bağlantımız çok önemli; bu sebeple çalışma öncelikli olarak bu temel ilişkideki herhangi bir dengesizliği düzenlemeye çalışır.
 

TEMEL TEORİ

Yaşamımızda önemli yer tutan ailemiz aslında ruhsal oluşumumuzda birinci derecede önemli ve etkili bir yere sahiptir. Bu etki yalnızca yetiştirilme biçimimizden kaynaklanmaz. Genlerimiz yoluyla ailemizin olumlu ve olumsuz pek çok özelliğini doğumumuzdan başlayarak bir ömür boyu kendi kişiliğimizle birlikte taşırız.

Ailemizden miras aldığımız etkiler sadece fiziksel değildir. Ruhsal ve zihinsel yapımız ve potansiyelimiz de bu genlerle şekillenir. Aile yaşayan organik bir bütündür . Hayatta olmasalar bile tüm gelmiş geçmiş bireyleri “Aile” olarak adlandırdığımız bu enerji alanının değişmez bir parçasıdırlar. Aile Sergisi çalışmasında kişi, var olanı tanımayı ve başka birisi olma arzusunu terketmeyi, ebeveynini olduğu gibi  kabul etmeyi ve sevmeyi öğrenir; bu da iç güç ve huzur bulmanın en kısa yoludur.

Aile sistemi, ancak her aile üyesi konumları ve bütünün içerisinde ait oldukları  yer kendilerine verildiği zaman, denge içerisinde işlevini sürdürür. Denge içerisinde ve sevgi dolu bir yaşam sürdürebilmek için ait olduğumuz sistem içerisindeki aile üyelerinin, kendilerinden daha büyük bir bütünün parçası olduklarını bilmeleri, onurlandırmaları ve takdir etmeleri ile mümkün olur.

Aile Dizilimi’nin yardımı ile hayatınızda sizden daha büyük bir şeyin sizi sarıp sarmaladığını deneyimlemeyi öğreneceksiniz.

 

UYGULAMA

Aile Dizilimi çalışması hem grup olarak yapılan hem de bireysel olarak deneyimleyebileceğiniz bir çalışma yöntemidir. Grup olarak yapılan Aile Sergisi çalışmasını yaptıran kişi (danışan), terapist ve diğer katılımcıların (temsilciler) vasıtasıyla çalışmaya pasif olarak katılır.

Öncelikle danışan terapiste sorunundan bahseder. Sorun aile içindeki ilişkilerden başlayıp intihar, kazalar, kavgalar veya ciddi hastalıklara kadar uzanabilir. Daha sonra terapist danışandan aile geçmişi hakkında biraz bilgi vermesini ister ve danışanın ailesinin kaç bireyden oluştuğunu tespit eder. Sonraki adımda oturuma katılan izleyicilerden aile bireyleri için birer temsilci seçmesini ister.

Seçilen temsilciler, danışanın ailesi hakkındaki kendi görüşüne göre odanın ortasında konumlandırılırlar. Kim nereye bakıp nasıl duracak, odanın içinde nasıl yer alacak tamamen danışanın içsel görüsüne göre kendisi tarafından belirlenir. Konumlandırma tamamlandığında danışan rahatlıkla takip edebileceği şekilde bir kenara oturarak aile sergisini izlemeye başlar.

Bütün dünyada yüzbinlerce aile sergisi çalışmasında görüldüğü gibi, temsilciler rolüne girdikleri kişinin duygu ve düşüncelerini hissetmeye, hatta fiziksel özelliklerini göstermeye başlamaktadırlar. Bütün bunlar temsil ettikleri kişi hakkında hiçbir tanışıklığa ve bilgiye sahip olmadan gerçekleşmektedir. Bilimsel olarak bunun nasıl olduğu konusunda somut hiçbir bilgimiz olmamakla birlikte konuya ilişkin araştırmalar sürmektedir.

Daha sonra terapist her temsilciye bulundukları konumda nasıl hissettiklerini sormaktadır. Temsilcilerin verdikleri bilgiye ve kendi hissettiklerine ve sezgilerine bağlı olarak terapist temsilcilerin konumlarını değiştirerek veya aralarındaki etkileşimi değiştirecek diyaloglar kurmalarını sağlar ve katılan herkes için uyumlu bir sonuç elde etmeye çalışır.

Diğer taraftan bireysel yapılan sergilerde danışan, üzerinde çalışmak istediği konu ile ilgili kendisine dışarıdan bakabilme yetisini geliştirebileceği, gözlemleyen olabilme ve aynı zamanda, diğer aile üyelerinin yerlerine, zaman zaman gerekli görüldüğünde kendisi geçerek ilişkide olduğu aile üyelerinin bakış açılarını da deneyimleyebileceği bir konum içerisinde çalışmayı gerçekleştirir.

Genellikle Aile Sergisi çalışmasının sonuçları yalnızca danışan kişi tarafından değil, çalışma sırasında mevcut olmayan aile bireyleri tarafından da hissedilir. Bunun böyle olduğu konusunda tekrar tekrar aynı sonuç alınmaktadır.

Bununla birlikte terapinin nasıl sonuçlanacağı konusunda kesin bir garanti yoktur. Gözlemlerimize göre değişim için en temel katkı danışan kişinin açıklığı ve samimiyetidir. Değişimin içtenlikle talep edilmesi çalışmanın yarı yarıya tamamlanması demektir. Kalan yarısı Aile Sergisi yoluyla düzenlenecektir. Yine de danışanın kendi üzerine düşeni yapması ve çaba sarfetmesi gerekmektedir. Aile Sergisi mucizevi bir hap değildir ve danışanın ayrıca danışmanlık veya profesyonel yardım alması gerekebilir.
 

ACCESS CONCIOUSNESS

Access Bilinçlilik Sistemi 25 yıl önce ABD‘ de geliştirilen insanlarda bilinçliliği arttırmak için tasarlanmış prosesler ve araçlar bütünüdür. Bilinç, yargı olmaksızın her şeyi kapsar.

Hayatımızın her alanında tamamen farkında olma, tamamen var olma istekliliği ve kapasitesidir. Doğduğumuz andan itibaren ebeveynlerimiz, yakınlarımız, öğretmenlerimiz ve toplumumuz tarafından aslında bize ait olmayan çeşitli şartlanmalarla donatılıyoruz ve bunların içinde kendi gerçeğimizi, aslında kim olduğumuzu unutuyoruz. Yargılar her zaman hayatımızda kısıtlamalar yaratıyor ve hayatımız bu kısıtlamalarla yaşamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla, gerçekte değişmesini istediğimiz şeyleri değiştirme imkanımız olmuyor. Access’in araçları bize bu kısıtlamaları tamamıyla temizleme şansı verir, kendinizi gerçekten tanımaya ve olduğunuzu düşündüğünüz kişinin ötesinde bir yaşam yaratmaya adım atmaya yardım eder.

Access Bilinçlilik Sistemi düşüncelerinizin, hislerinizin ve duygularınızın kutupluluğundan, koşullandırmasından ve sınırlamasından sizi özgür bırakmayı hedefler.  

Kutuplaşma her şeyi gerçekte oldukları gibi görmemizi engeller, dolayısıyla değiştirmek istediğimiz şeyleri değiştiremeyiz.

Bilinç yaşamınızda her anda kendinizi veya başka birini yargılamadan var olma yeteneğidir. Her şeyi alma, hiçbir şeyi reddetmeme ve hayatta arzuladığınız her şeyi –şu anda sahip olduğunuzdan daha büyük ve hayal edebileceğinizden daha fazla olan bir şeyi - yaratma yeteneğidir.

Kendinizi beslemeye ve kendinize gerçekten özen göstermeye istekli olsaydınız ne olurdu? Olmasının mümkün olmadığına karar vermiş olduğunuz her şeyi olmak için kapılarınızı açsaydınız ne olurdu? 

Access’in dinamik farklılıklarından biri bizi cevap aramadan sürekli sorular sormaya teşvik etmesidir. Sahip olduğumuz şey sorulardır, inanç sistemlerinize, bakış açılarınıza ve yargılamalarınıza meydan okuyacak olan sorular. Kendimizi nerelerde sınırladığımızın farkına varmayı kolaylaştıracak olan sorular. 

Sorunun herhangi bir durumun enerjisini değiştirebileceğinin farkında olarak, farklı bir kapıyı, farklı bir olasılığı açmış olan şeyin her zaman bir soru olduğunu görmeye başlayabilirsiniz. Eğer sürekli olarak soru olmaya istekliyseniz. Tüm yaşamın size nasıl kolaylıkla, sevinçle ve ihtişamla gelebileceğinin kapılarını açarsınız. 

 

ACCESS BARS

Beynimiz büyük bir kapasitör gibi çalışır. Elektrik şarjı tutar. Duygularımızın, düşüncelerimizin ve hislerimizin elektrik yükü vardır. Bunlar belirli noktalarda tutulurlar. Ne zaman bir şeye anlam yüklersek, önemli olduğunu düşünürsek onu beynimizde depolarız. Tıpkı dev bir bilgisayar hard diski gibi. Bars çalışması ile o noktalara belli bir protokol izleyerek dokunarak orada oluşmuş manyetik alanı serbest bırakmayı deneyimliyoruz. Bars uygulaması başımızda yer alan, 32 enerjetik şarj noktasına parmaklarla yumuşacık dokunularak yapılır. Bu noktaların aktive edilmesi ve enerji blokajlarının kaldırılarak, enerjinin bu noktalardan akıp gitmesi sağlanır.

Bu sanki bilgisayarınızın hard diskinden eski ve işe yaramaz dosyaları silmeye benzer. Böylece yaşamımızda yaratmak istediğimiz yeni şeylere yer açmış oluruz. 

Yaklaşık 1 saat süren Bars seansı sırasında beyin dalgaları yavaşlar, çocukluktan gelen davranış biçimleri, inanç sistemleri ve bakış açıları temizlendikten sonra, hayatınızda daha çok " Var” olabilmeye "AN’da” kalabilmeye başlarsınız. Yani, geçmişinizi geleceğinize yansıtmadan, tam anlamıyla geleceğinizdeki olasılıkları, kısaca hayatınızı değiştirebilirsiniz.
 

HOMEOPATI

Homeopati, dünyada 200 yılı aşkın zamandır kullanılan doğal, bütüncül ve yan etkisiz bir tedavi yöntemidir.

Günümüzde Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika, Asya ve Afrika’da oldukça yaygın şekilde uygulanan Homeopati, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından da tanınmaktadır.

Birçok ülkede özel sağlık sigortaları homeopatik tedaviyi kapsamları içine almıştır.

Dünyada hekimlerin yanı sıra, gerekli tıbbi bilgilerle donatılmış doğal tedavi uzmanları da homeopat olabilmektedir.

Homeopati ile fiziksel, duygusal ve ruhsal her tür hastalığı tedavi etmek mümkündür. Üstelik bu ömür boyu ilaç kullanarak değil çoğu zaman tek bir ilaç ve tek bir doz ile sağlanabilmektedir.

Astım, alerjiler, egzama, sedef, romatoid artrit, kolit, migren, depresyon, anksiyete bunlardan sadece bazılarıdır.

Yaşlılar, hamileler ve bebeklerde homeopatik ilaçlar güvenle kullanılabilir.

Homeopatik ilaçlar birçok ülkede güvenli laboratuvarlarda üretilmekte ve eczanelerde satılmaktadır. Homeopatik ilaçlar, hayvan dokuları, bitki özleri, mineraller, metaller gibi tamamen doğada bulunan maddelerden belirli oranlarda seyreltilerek elde edilmektedir.

Homeopati özünde doğal, bütüncül ve yan etkisiz bir tedavi yöntemidir. Homeopati 220 yıl kadar önce, Alman hekim Samuel Hahnemann (1755-1843) tarafından geliştirilmiştir. Hahnemann tedavinin hastaya “zarar vermeden” uygulanması, yan etkisiz olması, mümkün olduğunca kısa sürede tamamlanması ve beklenen etkiyi göstermesi gerektiğini savunmuştur.

Homeopati her insanın kendine özgü bir vücudu ve sağlık durumu olduğunu kabul eden, hastanın sözel hikayesine başvurularak uygulanan, bütünüyle doğal yöntemler kullanan, fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duygusal iyileşmede etkili bir tedavi yöntemidir.
 

Homeopati Belirtileri Bastıran Değil Tedavi Eden Bir Yöntemdir.


Grekçe’de “homeos” -“benzer”, “pathos”- “hastalık” demektir.  Homeopati, “benzeri benzer ile tedavi etme” (similia  similibus currentur) prensibine dayanır. Hastalık belirtileri aslında, hastalık ile savaşan vücutta meydana gelen değişikliklerdir. Klasik tıp bu belirtileri ortadan kaldırmaya çalışır; öksürüğü keser, ateşi düşürür, ağrıyı dindirir.. Homeopati ise belirtileri olduğu gibi ele alır, vücudun savunma sistemine dair işaretler olarak görür, bastırmaya çalışmaz ve hastalığın başka bir düzlemde olduğunu savunur. Örneğin, yüksek tansiyon hastaları hayatları boyunca tansiyonlarını dengede tutacak ilaçlar kullansalar bile, genellikle kalp enfarktüsü, beyin kanaması gibi komplikasyonlar neticesinde hayatlarını yitirmektedirler. Bu ve benzeri durumlar, belirtileri ortadan kaldırmanın hastalığı iyileştirmediğini, hatta başka düzlemlerde daha fazla komplikasyona yol açabildiğini göstermektedir.

 

Homeopati Kişiye Özel ve Bütüncül Bir Tedavi Şeklidir.

Herkesin DNA sarmalı kendine özgüdür ve bu sarmal o kişinin fiziksel ve psişik özelliklerini belirler. Homeopatide her hasta için tamamıyla doğal maddelerden (bitkiler, mineraller, organik ürünler, doku ekstreleri..) tek bir karışım (remedi) hazırlanır. Homeopatik remediler sağlıklı kişilerde hastalığa özgü belirtiler oluştururken, hastalarda iyileşme aracı olur. Her remedi, bireye özgü belirtiler bütününe etki eder, çünkü her insanın vücudu ve hastalığı kendisine özgü belirtiler gösterir. Remediler maddelerin enerji verici özelliklerinden faydalanarak vücuttaki uyum ve dengeyi tekrar sağlar, savunma ve iyileşme sistemlerini güçlendirir; bir başka deyişle kişinin “yaşama gücünü” harekete geçirir. Remediler hastanın kendi gücüyle çalıştığı için yan etkisizdir; bebeklerde, hamilelerde ve yaşlılarda güvenle kullanılabilir.

Homeopatide kullanılan arnica, veratrum, lycopodium gibi bazı bitkiler Fitoterapi’de; belladona, kinin gibi bazı ilaç hammaddeleri klasik tıpta kullanılır. Homeopatik ilaçlar bu maddelerin enerjilerini açığa çıkaran “potansiyalizasyon” yöntemiyle hazırlanır. Bu ilaçlar ileri derecede sulandırılır ve mekanik enerjiye tabi tutulur.

Homeopatik ilaçların iyileştirme süreci, hastalıkların kendiliğinden iyileşme sürecine benzer. Önce kişide hastalığın bütün belirtileri görülür. Örneğin bir kişiye astım ve sedef hastalığı için “sülfür” remedisi verildiğinde astımı artmasa bile tıbbi ilaçlar ile baskılanmış sedef hastalığı alevlenecektir. Sonrasında zamanla hastanın hem astımı hem sedefi iyileşecek, yeterli dozda remedi alınmışsa hasta ömrü boyunca aynı şekilde hastalanmayacaktır. Homeopatideki kalıcı etki genellikle tek doz ilaç kullanımıyla sağlanır. Homeopatiden her türlü fiziksel rahatsızlıkta, ciddi kronik hastalıklarda, ruhsal bozukluklarda faydalanılabilir.

Türkiye Homeopati Derneği ile birlikte çalışmaktayız.

www.homeopatidernegi.com

 

QUANTUM HEALING

Kuantum Healing, bireyin karşılaştığı herhangi bir fiziksel veya ruhsal probleme yönelik, bireyin bu rahatsızlığı ortaya çıkarıcı zihinsel harita kaynaklarını ele alır ve bu nedenlere yönelik bütünsel bir kuantum terapisini arz eder.

Kuantum düşüncenin temelinde yatan prensip; “insan yaşamında hiç bir şeyin nedensiz gerçekleşmediği ve insanın kaderinin tayin edildiği kaynağın, insanın düşünce gücünü aktive eden zihin haritası olduğudur”.

“Söz konusu, düşünce gücü ve bunu kullanan araç zihin, insanın lehine de aleyhine de işleyebilmektedir. Önemli olan bu farkındalığı elde ederek, zihin haritamızı lehimize kodlayabilmektir”

Kuantum iyileşme sürecini teknik olarak ele aldığımızda, bunun tıbbi bir tedaviden ziyade, bireyin kendi sorununa yönelik, kendisinin uygulayabileceği bütüncül, tamamlayıcı bir zihinsel yaklaşım olduğu belirtilmelidir.

Kuantum düşünce sürecinde, bireyin rahatsızlığı ile ilgili farkındalığın sağlanması, rahatsızlığı iyi yönde dönüştürme yolunun yarısına eşittir. Zira, birey rahatsızlığının zihinsel kaynaklarının farkındalığına ulaşması ile birlikte, bu rahatsızlığı aktive eden zihinsel kaynakları da ortadan kaldırma yönünde harekete geçebilmektedir. Ayrıca, bilinçaltı seviyesinde oluşmuş rahatsızlık temellerinin ortadan teker teker kaldırılması ile bedensel veya ruhsal rahatsızlığın kalıcı ortadan kalkması sağlanmış olmaktadır. Bilinçaltı seviyesinde, rahatsızlığa sebep olan kaynakların varlığının devamı, rahatsızlıktaki iyileşmenin “geçiçi” kalmasına neden olmaktadır.

Kuantum iyileşme sürecinin temel prensibi; bireyin kendi duyguları ve bilinçaltı söylemlerinin farkındalığına ulaşmasıdır. Bir sonraki aşama ise bu duygu ve düşünceleri kontrol etmeyi öğrenmektir.

Rahatsızlığın kaynaklarına yönelik edinilen farkındalık ile bireyler genelde kendi uygulamaları ile rahatsızlığın olumlu yönde dönüşümünü sağlayabilmektedirler. Bazı diğer vakalarda ise bilinçaltı teknikleri ile bireyin rahatsızlığına zemin hazırlayan bilinçaltı söylem şablonlarına alternatif söylemlerin bilinçaltına ulaştırılması ile olumlu dönüşüm sağlanmaktadır.

“Neden Ben?” sorusunu kendisine yönelten bireye, kuantum düşünce bulgularının verdiği kaçınılmaz cevap ise: “çünkü sen bu rahatsızlığı farkında olmasan da istedin ve hala gerçekte istemektesin” olmaktadır.

Kuantum Düşüncenin yukarıdaki cevabı oldukça radikal gibi gözükse de, bilinçaltı hipnoz-terapi ve bilinçaltı çağrışım çalışmalarında karşılaşılan cevabın yukarıdaki cevap ile örtüşmesi tesadüf olmadığı belirtilmelidir.

İnsana dair her şey; zihin yapısında örülü düşünce kalıplarında yatmaktadır.

 

TRANSPERSONAL PSİKOLOJİ

İnsan zihninin aşkın veya ruhsal yönleri üzerinde araştırmalar yapan bir yaklaşımdır. Dini dönüşüm, değişik bilinç halleri, trans ve diğer ruhsal etkinlikleri inceleyen transpersonel psikoloji, modern psikoloji teorilerini mistisizmin farklı formları ile bütünleştirme girişimidir.

Bu yaklaşım psikoanaliz, davranışçılık ve hümanistik psikoloji gibi diğer psikoloji okullarının tamamlayıcısı olarak görülebilir. Carl Gustave Jung ve diğer bazı psikologlar eserlerinde ruhsal ve transpersonel yönleri ele almakla birlikte transpersonel psikoloji, insan psişesinin kişisel ve gelişimsel yönleri üzerine yoğunlaşan psikologlarca büyük ölçüde göz ardı edilmiştir.

Tranpersonel psikoloji çalışmalarının doğmasına yol açan ilk öncüller aynı zamanda psikoloji biliminin de öncüleridirler; William James, Sigmund Freud, Otto Rank, Carl Jung, Abraham Maslow, and Roberto Assagioli. Transpersonel terimi ilk olarak William James'in 1905-1906 yılında Harvard Üniversitesindeki vereceği dönem dersleri için tuttuğu notlarda geçmektedir. Bu psikoloji okulunun doğuşunda en önemli etkenlerden biri Abraham Maslow'un 1960'ların hümanistik hareketinden doğan eserleri ve insanın doruk deneyimlerine ilişkin yaklaşımlarıdır. Terim daha sonra hümanist hareketin içindeki farklı bir psikoloji okulunu ayırt edici bir terim haline gelmiştir.

 

HİPNOTERAPİ

Tüm fonksiyonların çalıştığı, bilincin açık olduğu bir konumda; kesinlikle uyku hali olmadan; istekle elde edilen bir konsantrasyondur.

Hipnoz Uyku mudur?

Hipnoz çoğunlukla uyku haliyle karıştırılıp seans esnasında kendinden geçme, bilinç kaybı olarak düşünülmektedir. Oysa ki Bilinçli Hipnoz tam tersine bilincin ve kontrolün kişinin istemi doğrultusunda maksimum düzeylere ulaşması halidir.

Kişinin şikayetinin gerçek nedenini saptama yönünde, kişiye çeşitli sorular sorularak, bilinç altındaki sebepler araştırılıp, bulunup, bilince çıkartılmakta ve telkinler verilerek şikayet konusu olan hal ortadan kaldırılmakta, böylece kişi kendini daha iyi hissetmektedir. 

İnsanoğlu sınırsız bir potansiyele sahiptir. Arzularınız, gerçekleşmek için sadece bazı uyarılar beklemektedir. Siz bu kapının anahtarına sahipsiniz. Sadece ve sadece siz… Hipnoz sırasında söylenenler sizin bilinçli zihninizden geçer ve "bilinçli zihninize" uyarı verir. Bilinçaltı ise hafızanın yerleştiği yerdir. Hafıza ise bedeni-sürecin bir anahtarıdır. O sizin kalbinizi regüle eder, hazım sisteminizin kimyasal yönünü etkiler ve sanki çok yönlü bir bilgisayar gibi, duyu organlarından gelen uyarıları analiz eder. Bilinçaltınız sihirli bir gücünüzdür ve sizin derinliklerinizde yatar. Bilinçaltınız ona verdiğiniz telkinleri kabul edecek ve sonra onlar realite haline dönüşecektir. Eğer telkinler pozitif ve baskın (dominant) ise, hipnozdaki gibi görsel imaj ile beraber olursa, sonuç daha da kesinleşecektir. Hipnoz sırasında, evvela sizin bilincinize bir seri telkinler verilir ve böylece rahatlama sağlanır. Uyku sırasında ise bu doğal uyku da olsa, bilinçaltı hiç uyumadığı için ona bu uyarı ulaşır ve bilinçli yönünüzün engeli olmaksızın bu sözler olduğu gibi bilinçaltına gider. Şurası kesindir ki bu telkinler, uyku halinde iken teyp ile tekrarlanırsa bunlar bilinçaltına pekiştirilir. Telkinler pozitif olduğu için kişide değişiklikler olacaktır. Günümüzde hipnoz tekrarlandığında bu mesaj bilince ve bilinçaltına da gidecek ve gece ise bilinç dışı onu adeta sindirecektir. Hipnoz hem gece ve hem de gündüz tekrarlandığında bilinçli ve bilinç dışı zeka bir ahenk halinde çalışacaktır. Sonuçta sihirli bir şeymiş gibi isteğiniz doğrultusunda bir düzelme olacaktır.

Siz bu öğrenmeyi tamamladıktan sonra onu yaşantınızın her anına uygulayabilir ve eşdeğerde sonuçlar alabilirsiniz. Bu yönde geliştirdiğiniz şey sizin dünyanızdır. Artık onu istediğiniz şekilde programlayabilirsiniz. Kendi dünyanıza bir göz atın, hangi yönlerden değiştirmek istiyorsunuz, terk etmek isteğiniz huylar, geliştirmek istediğiniz yönler vs. (Dr. Leonard Or)

Kullanım Alanları

• Hafızaya eğitim, iyi çalışma alışkanlıkları kazanmak, vb.

• Çeşitli korkuları yenmek için.

• Sigara, içki ve kumarı bırakmak, yatağı ıslatmayı durdurmak, parmak emmek veya tırnak yemekten vazgeçmek, kızgınlık, öfke, nefret krizlerini yenebilmek, zayıflamak, yüzdeki tiklerden kurtulmak vb.

• Alerjiden kurtulmak, aknelerden kurtulmak, görüşü (vision) ve işitmeyi arttırmak, gençlik enerjisini tekrar bulmak, diş etlerini kuvvetlendirmek, tansiyonun düzenlenmesini sağlamak, kilo alabilmek, migrenden kurtulmak, mide şikayetlerinden, saç dökülmesinden, çeşitli ağrılardan (özellikle sırt ağrısı), artrit ağrısından kurtulmak.

• Uykunun düzene girmesi, doğum ve ameliyatta rahatlık vb.

• Stres ve anksiyeteyi (huzursuzluk) kaldırmak, çocuğun hiperaktif halini azaltmak, kendini sevmeyi öğrenmek, suçluluk hissinden kurtulmak, kişiler arası ilişkileri düzenlemek, başkalarını eleştirmekten kurtulmak, depresyondan çıkmak, başarılı bir emekliliğe hazırlanmak, ölüm kavramanı benimseyebilmek, kendine güveni arttırmak vb.

• Hayal kırıklığını, yalnızlık hissini, kıskançlığı ve kekemeliği yenmek.

• Çeşitli spor alanlarında daha başarılı olmak vb.

Psişik yeteneklerimizin çok az bir kısmını kullanıyoruz. Çünkü doğduğumuz andan itibaren, sosyal normun gerektirdiği tarzda şartlanmamız yeteneklerimizin gelişmesini sınırlandırmaktadır. Bugün pek çok araştırmalar göstermiştir ki, telkin kişileri sadece tedavi etmiyor aynı zamanda kişinin psişik potansiyellerinin de ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

1916′da Bernheim "psişizm üzerinde etkili olan her şey telkindir" der. Çevreyi oluşturan coğrafik, sosyal, ailevi ve etnik tüm unsurlar insan aktivitesini etkilemektedir. Bu unsurların psişizm üzerindeki etkisi bilinçsiz olmakta ve direkt olarak bilinçaltına hitap etmektedir.

Çevre, kişi üzerine 2 tür etki yapmaktadır.

1. Kişinin orijinalliğini bireyselliğini yaratıcılığını ortaya çıkaran etkileşim. Kişinin ilgi alanları ve şahsiyeti bu tip etkileşim ile yönlenmektedir.

2. Kişinin bazı otomatik davranışlar kazanmasını sağlanmaktadır ki, böylece kişi mekanik olarak çevreye uyum sağlayabilmektedir. Bu tip etkileşim kişiyi adeta stereotip davranışlara iter. Kişi bu tip etkileşim ile içinde bulunduğu ortamın, katıldığı grupların ister istemez normatif baskısına boyun eğmiş olur. Kısaca, kişinin bu çevreye uyum sağlama mecburiyeti, kendisinin beğenilerini pek hesaba katmaksızın, çevrenin veya grubun normu ne ise, ona uymaya bilinçsizce zorlanmakta; bu etkileşim bir bakıma iyi gibi görünürse de, bir süre sonra hep aynı şeyi tekrarın kişiyi ne derece kısıtladığı, orijinalliğinin geliştirilmesini engellediğini açıkça ortaya çıkarmaktadır.

Çevre ile kişi arasında karşılıklı etkileşim, insan şahsiyetinde evrensel bir kalitedir. İnsan psişisi, dıştan aldığı izlenimleri duygusal alana, hareket alanına, kısaca fikri alana aktarır. (Film seyrederken ağlama, esneyen kişinin karşısında esneme gibi).

Kişinin statüsü ne olursa olsun, telkine açık olduğu bazı anları da vardır. Şöyle ki, uyku sırasında, yoga yaparken kimyasal maddelerin tesiri ile hipnoz anında. Bu durumlarda, kişinin kritiği azalmıştır ve mantıklı bilinci idare eden merkezi sinir sisteminde bir inhibisyon (ket vurma) hali görülmektedir.

Hipnoz durumu ile uyanık durumda telkin ayrı mekanizmalarla işler. Hipnozda serebral korteks daha az çalışmaktadır. Eğer kişi Bilinçli Hipnoz halinde ise, yani uyanık halde ise, isteği doğrultusunda telkini almağa konsantre halde ise, aktif olarak kendi ve uygulanan hipnoz olayını izler, söylenen sözlerde isteğinin dışına çıkılıyorsa hemen kritik eder ve bu telkini reddeder. Bu durumlarda kişinin telkin alma yeteneği azalır.